Değişmeyen şey değişimdir… ama bazı şeyler, maalesef hâlâ aynı kalıyor.
Bir kadın yine kaçırılıyor.
Bir kadın yine susturuluyor.
Ve bir kadın yine kendi isteğiyle gitmiş gibi gösteriliyor.
Düşünün;
Genç bir anne…
Kucağında bebeği…
Sağlık ocağı çıkışında…
Koruma kararı olan ve boşanma aşamasında olduğu adam tarafından arabaya zorla
bindiriliyor. Ağzı kapatılarak, sürükleniyor, kameralar önünde.
Evet
Sürükleniyor.
Kaçırılıyor.
Savcılık talimat veriyor, polis araç izini sürüyor.
Ve sonra…
Kadın,
günler sonra başka bir ilçedeki bir karakolda ifade veriyor:
“Kendi isteğimle geldim.”
Bu cümle size tanıdık geldi mi?
Bize
çok tanıdık.
Yıllardır tehdit altında yaşayan, fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik baskıya
maruz kalan, sosyal çevresi izole edilen, “çocuğunu senden alırım” ‘’ kaçırırım’’ ‘’
seni – çocuğu- kendimi öldürürüm.’’ tehdidiyle sindirilen kadınların ortak
dili bu.
Aslında onların dili değil, korkunun, mecburiyetin ve çaresizliğin dili.
Bu
kadının telefonuna KADES uygulaması yüklenmişti.
Bu kadın daha önce de kaçırılmaya çalışılmıştı.
Bu kadın tehdit altındaydı.
Ama bu kadın dosyada artık yok. Çünkü, “kendi isteğimle geldim” dedi.
Ve kolluk, inandı.
Dosya kapandı.
Oysa gerçek kapanmadı.
- Bu yalnızca bir kadın meselesi değil.
- Bu yalnızca bir aile içi şiddet meselesi de değil.
- Bu, adaletin yüzleşmek istemediği bir gerçeği.
Kadın,
özgür iradesiyle değil; korkuyla, tehditle, sistemin sahipsizliğiyle karar veriyor.
Adam ise "Ben bitti demeden bitmez" diye dolanıyor.
Ortada çocuk var.
Ortada bir hayat var.
Ve herkes sessiz.
Toplumumuzda birçok kadın, “güvenlik” kavramının yerini “sessizliğe” bırakmış durumda. Çünkü:
- Kadın, kendisini ifade ettiği anda cezalandırılacağını bilir.
- Şikâyet ettiğinde, kolluk ya da çevre “barışın, çocuğunuz var” der.
- Şiddeti belgelediğinde bile, “abartıyorsun” denir.
Kadının
suskunluğu rızadan değil, tehditten doğar.
Kadının geri çekilişi onayı değil, yalnız bırakılmışlığının sonucudur.
- Psikolojik olarak bu; "öğrenilmiş çaresizlik" tir.
- Sosyolojik olarak bu; “toplumun failin arkasında, mağdurun ise yalnız bırakılması” dır.
Halbuki Hukuk İçtihatlar ne diyor;
- Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2016/4383 E., 2017/2517 K.
“Kişinin iradesinin dışına çıkmasını sağlayan baskı, tehdit veya zorlamanın varlığı hâlinde verilen ifadeler geçerli kabul edilemez.”
AYM 2018/20291 Başvuru
“Başvuranın devlet koruması altında iken beyan vermesi, şiddet geçmişi göz önünde bulundurulmadan, yalnızca ifadesine dayanarak işlem yapılması adil yargılama hakkının ihlalidir.”
İstanbul Sözleşmesi Madde 18/3:
“Kadına yönelik şiddet davalarında, mağdurun beyanı tek başına dikkate alınmamalı, sürece eşlik eden tüm şiddet örüntüsü araştırılmalıdır.”
SONUÇ:
❗
Koruma kararı yeterli değil.
❗ Bir ifadenin arkasındaki gerçek niyet sorgulanmadan dosya kapatılmamalı.
❗ Kadınların iradesi, sadece cümlelerinden değil, yaşadıkları süreçlerden okunmalı.
SON SÖZ:
Bugün
o sustu…
Ama bu yazı onun sesi olsun.
Kendi isteğiyle değil, zorla giden tüm kadınlar için...






